Tavsiyeyi Süzmek: Kime, Ne Zaman Kulak Vermeli?
Herkesin bir önerisi var ve çoğu birbiriyle çelişiyor. Bir tavsiyenin ağırlığını ölçmek, koşul benzerliğini sormak ve çelişen görüşleri değerlendirmenin yolları.
Nehir Soydan 4 dk okuma
Bir konuda ne yapacağınızı bilemediğinizde etrafınızdaki herkesin bir önerisi olur. Üstelik bu öneriler çoğu zaman birbiriyle çelişir. Biri beklemenizi söyler, diğeri hemen harekete geçmenizi. Biri kendi yaptığını anlatır, diğeri asla yapmamanız gerekeni. Sonuçta elinizde bir cevap değil, birbirini iptal eden cümleler kalır. Tavsiye almak yararlıdır; ama tavsiyeyi süzmeden kullanmak, hiç almamaktan daha çok kafa karıştırır.
Bu yazıda bir tavsiyenin ne kadar ağırlık taşıdığını nasıl değerlendireceğinizi, hangi soruları sormanız gerektiğini ve çelişen önerilerle ne yapacağınızı ele alıyoruz.
Her tavsiye bir deneyimin özetidir
İnsanlar tavsiye verirken genellikle kendi deneyimlerini genelleştirir. Bir yöntem onlarda işe yaramışsa, bunun herkes için geçerli olduğunu varsayarlar. Bu kötü niyet değildir; deneyimin doğal bir yanılgısıdır.
Bu yüzden bir öneriyi dinlerken asıl bilgi tavsiyenin kendisinde değil, arkasındaki deneyimdedir. "Ne yapmalıyım" sorusu yerine "sen ne yaptın ve sonuç ne oldu" sorusu, çok daha kullanılabilir bir cevap getirir.
Koşulların benzerliğini sormak
Bir tavsiyenin size uyup uymadığını belirleyen ilk ölçüt, koşulların benzerliğidir. Tavsiye veren kişi hangi imkânlarla, hangi zaman diliminde ve hangi kısıtlarla o sonucu aldı?
Koşullar çok farklıysa, aynı adımlar aynı sonucu vermez. Bu nedenle en değerli tavsiye, en başarılı kişiden değil; size en yakın koşullarda iyi sonuç almış kişiden gelir. Standart yolun herkese uymaması da tam olarak bu nedenledir.
Görülmeyen örnekler
Tavsiyelerin çoğu, işe yaramış örneklerden derlenir. Aynı yolu izleyip başarısız olanlar ortada görünmez; çünkü onlar anlatmaz, kimse de sormaz. Böylece bir yöntemin gerçek başarı oranı olduğundan yüksek görünür.
Bu nedenle bir öneriyi değerlendirirken şunu sormak gerekir: bu yolu deneyip olmayanlar da var mı, onlarda ne farklıydı? Bu soru, tavsiyeyi bir reçete olmaktan çıkarıp bir olasılık bilgisine dönüştürür.
Kimden tavsiye alınmalı?
Bir kişinin görüşünün ağırlığı, üç şeye bağlıdır: o işi gerçekten yapmış olması, birden fazla kez yapmış olması ve sonucun ölçülebilir olması. Bu üçü sağlanmıyorsa, söylenen şey tavsiye değil izlenimdir.
Ayrıca çıkar durumu da hesaba katılmalıdır. Bir yönü önermekten fayda sağlayan kişinin görüşü yararsız değildir, ancak tek başına yeterli değildir. Bu tür durumlarda ikinci ve bağımsız bir görüş almak gerekir.
Çelişen tavsiyelerle ne yapmalı?
İki deneyimli kişi zıt şeyler söylüyorsa, genellikle ikisi de haklıdır; farklı koşullarda. Bu durumda yapılacak şey birini seçmek değil, hangi koşulda hangisinin geçerli olduğunu anlamaktır.
Bunu ortaya çıkarmanın yolu, tavsiyeyi verenlere durumu sormaktır: hangi durumda bu yaklaşım işe yaramaz? Deneyimli kişiler bu soruya genellikle net cevap verir ve tam da o cevap, tavsiyenin sınırlarını gösterir.
Kendi durumunuzu doğru anlatmak
Aldığınız tavsiyenin kalitesi, sorduğunuz sorunun netliğine bağlıdır. Belirsiz bir soru, genel bir cevap üretir. Kısıtlarınızı, hedefinizi ve denediklerinizi söylemek, karşı tarafın gerçekten işe yarar bir şey söylemesini sağlar.
Denenmiş yolları belirtmek özellikle önemlidir. Aksi halde karşı taraf en bilinen çözümü söyler, siz de "onu denedim" demek zorunda kalırsınız. Bu, iki taraf için de zaman kaybıdır.
Tavsiyeyi denemeye çevirmek
İyi bir tavsiye bile doğrudan uygulanmaz; küçük ölçekte denenir. Süre ve ölçüt belirleyip sınırlı bir alanda uygulamak, hem riski azaltır hem de sonucu değerlendirilebilir kılar.
Deneme sonucu olumsuzsa, tavsiye kötüydü demek gerekmez. Muhtemelen sizin koşullarınıza uymamıştır. Bu ayrımı korumak, hem gereksiz suçlamayı hem de yararlı kaynaklardan kopmayı önler.
Hiç tavsiye almamanın riski
Sürekli kendi yolunu bulmaya çalışmak da verimsizdir. Başkalarının çözdüğü sorunları baştan çözmek, zaman kaybıdır. Tavsiye, denenmiş yolların hazır bir listesidir ve bu liste ciddi zaman kazandırır.
Dengeli yaklaşım şudur: bilgi için tavsiye al, karar için kendi ölçütlerini kullan. Karar sizin koşullarınıza aittir, ama seçenekleri tanımak için başkalarının deneyimi gerekir.
Kendi tavsiyelerinizi verirken
Aynı ilkeler tavsiye verirken de geçerlidir. Kendi deneyiminizi genel bir kural gibi sunmak yerine bağlamıyla anlatmak, karşı tarafa çok daha fazla yardım eder.
En yararlı biçim şudur: ne yaptım, hangi koşullarda yaptım, ne sonuç aldım ve neyi farklı yapardım. Bu dört bilgi verildiğinde, dinleyen kişi kendi durumuna uyarlayabilir. Hazır bir reçete vermek kolaydır; uyarlanabilir bir deneyim aktarmak ise gerçekten işe yarar.