İçeriğe geç
Giresun Yorum

Gündelik hayat, burçlar ve akla takılanlar

Şaşırtıcı Bilgiler

Su Donunca Neden Genleşir: Buzun Tuhaf Fiziği

Maddelerin neredeyse tamamı soğuyunca büzülürken su donduğunda genleşiyor. Bu istisna, göllerin dibe kadar donmamasının da nedeni.

Nehir Soydan 3 dk okuma

Buzdolabında unutulan bir şişe suyun donarak patlaması, kışın çatlayan borular, gölün üstünde oluşan ama dibe çökmeyen buz tabakası. Bunların hepsi tek bir tuhaflıktan kaynaklanıyor: su donduğunda büzülmüyor, genleşiyor. Bu, maddelerin genel davranışına aykırı bir durum ve dünyadaki hayatın bugünkü haliyle var olabilmesinin sessiz koşullarından biri.

Kural neydi, su neden bozuyor

Maddelerin çok büyük çoğunluğu soğudukça büzülür. Sıcaklık düştükçe atom ve moleküllerin titreşimi azalır, birbirlerine daha yakın dururlar ve aynı kütle daha küçük bir hacme sığar. Katı hali sıvı halinden yoğun olduğu için de bir metalin katısı kendi sıvısında dibe batar.

Suda bu düzen bozulur. Su, sıvı haldeyken soğutuldukça bir yere kadar beklendiği gibi yoğunlaşır; ancak dört derece civarında en yoğun noktasına ulaşır ve bu sıcaklığın altında yeniden hafiflemeye başlar. Donduğunda ise hacmi yaklaşık yüzde dokuz artar. Bu yüzden buz suda yüzer ve bu yüzden ağzına kadar dolu kapalı bir kap donduğunda dayanamaz.

Nedeni molekülün şeklinde

Açıklama su molekülünün geometrisinde gizli. Bir oksijen atomuna bağlı iki hidrojen atomu düz bir çizgi oluşturmaz; aralarında yaklaşık yüz beş derecelik bir açı vardır. Elektrik yükü de eşit dağılmaz: oksijen tarafı hafif negatif, hidrojen tarafları hafif pozitiftir. Bu kutuplaşma, bir molekülün hidrojen ucunun komşu molekülün oksijen ucunu çekmesine yol açar. Hidrojen bağı denen bu çekim, tek başına zayıftır ama sayıca çok fazladır.

Sıvı halde bu bağlar sürekli kurulup bozulur; moleküller birbirinin üzerinden kayarak sıkışabilir ve boşlukları doldurabilir. Sıcaklık düştükçe hareket azalır ve bağlar daha uzun ömürlü hale gelir. Donma noktasında her molekül dört komşusuyla belirli açılarla bağ kurarak altıgen bir örgüye yerleşir. Bu örgünün ortasında boşluklar vardır. Yani buz, sıvı sudan daha düzenli ama daha gözenekli bir yapıdır; düzen, sıkışıklık pahasına gelir.

Gölün üstünde donması ne değiştirir

Bu tuhaflığın sonuçları küçük değil. Bir göl soğumaya başladığında yüzeydeki su ağırlaşır ve dibe iner; alttaki daha ılık su yukarı çıkar. Bu dolaşım, bütün göl dört dereceye inene kadar sürer. Bundan sonrası tersine döner: daha da soğuyan su artık hafiflediği için yüzeyde kalır ve orada donar.

Oluşan buz tabakası bir yalıtkan gibi davranır; altındaki suyun ısı kaybını yavaşlatır. Böylece sığ olmayan göller dibe kadar donmaz ve içindeki canlılar kışı geçirebilir. Eğer buz sudan ağır olsaydı, her kış oluşan buz dibe çöker, yazın gelen sıcak yüzeydeki suyu ısıtmaya yeter ama tabandaki buz kütlesini eritemezdi. Zamanla göllerin ve sığ denizlerin altında kalıcı buz birikirdi ve tatlı su ekosistemleri bildiğimiz biçimde var olamazdı.

Kayaları parçalayan güç

Deniz buzunun yüzmesi de aynı nedenden. Bir buzul parçası suyun üstünde dururken hacminin yaklaşık onda biri havada kalır, geri kalanı su altındadır. Buzdağlarının görünen kısmına aldanmanın deyimleşmesi tam olarak bu orandan geliyor. Ayrıca yüzen buz eridiğinde deniz seviyesini yükseltmez, çünkü zaten kendi ağırlığı kadar suyu yer değiştirmiştir; seviyeyi yükselten şey karadaki buzun denize akmasıdır.

Aynı genleşme, yeryüzünü şekillendiren en etkili aşındırma süreçlerinden birinin de motoru. Kayanın çatlağına giren su donduğunda hacmi artar ve çatlağın duvarlarına ciddi bir basınç uygular. Bu döngü her gece tekrarlandığında, yıllar içinde sağlam görünen kayalar parçalanır. Dağlarda etekleri dolduran taş yığınları, büyük ölçüde bu sessiz mekanizmanın ürünüdür.

Suyun bu özelliği, canlıların hücreleri için de tehlikelidir. Donan bir dokuda oluşan buz kristalleri hücre zarlarını yırtabilir. Soğuk bölgelerde yaşayan bazı balıklar ve böcekler, kanlarında buz kristallerinin büyümesini engelleyen özel proteinler taşıyarak bu sorunu aşar. Bazı kurbağa türleri ise daha uç bir çözüm bulmuştur: vücutlarındaki suyun bir bölümünün donmasına izin verirken, hücrelerin içini şeker benzeri maddelerle koruyup dondan çıkınca yeniden çalışmaya başlarlar.

Suyun genleşmesi, ilk bakışta yalnızca bir fizik merakı gibi görünüyor. Oysa göllerin dibinde hayatın sürmesinden dağların aşınmasına, boruların patlamasından buzulların yüzmesine kadar uzanan bir zincirin ilk halkası. Bir molekülün iki bağının arasındaki açı, gezegenin yüzeyini bu kadar belirleyebiliyor.